Siyaset

İbrahim Kalın, ‘Covid-19 Çağında Medeniyetler’ başlıklı programda konuştu

Kalın, İngiltere merkezli “The Centre for British-Turkish Understanding (CBTU)” tarafından internet üzerinden düzenlenen “Kovid-19 Çağında Medeniyetler” başlıklı programda konuştu.

Ülkelerin, Kovid-19 gibi pandemik salgınlarla başa çıkabilmek için ulusal çıkarlarının yanı sıra iş birliği yapması gerekliliğinin önemine dikkati çeken Kalın, “Kovid-19 sürecinde, mevcut küresel düzenin, bağışıklık sisteminin düşündüğümüzden çok daha savunmasız ve zayıf olduğu ortaya çıktı.” ifadesini kullandı.

Kalın, salgın sürecinin, küresel ekonomi üzerindeki etkisinin de çok büyük olacağına işaret ederek, “Bazı ekonomistler, Kovid-19’un küresel ekonomideki maliyetinin 3 ila 5 trilyon dolar olacağını tahmin ediyor. Ulusal ve küresel ekonomilerde iyileşmenin sağlanması muhtemelen birkaç yılı bulacaktır.” dedi.

Kovid 19 salgınının, biyogüvenlik, siber güvenlik ve gıda güvenliğinin insan yaşamı için ne kadar önemli olduğunu ortaya koyduğunu söyleyen Kalın, şöyle devam etti:

“Bu süreçte, biyogüvenlik ve siber güvenlik daha da önemli olacak çünkü bu seminer dahil her şeyi online yapıyoruz. Ama daha da önemlisi, internet üzerinden milyarlarca işlem yapılıyor. Açıkçası, bu bir konfor fakat aynı zamanda çok fazla güvenlik açığını da beraberinde getiriyor çünkü online işlemler her türlü saldırıya karşı savunmasız olduğunuz anlamına da geliyor. Bu nedenle, ilerleyen dönemde siber güvenlik ve gizlilik gibi tüm bu konular daha fazla önem kazanacak.”

“Kovid-19 gibi felaketlere karşı karşılıklı güçlendirme politikaları olmalı”

Kalın, Kovid-19 salgın sürecinin, her ulusun kendi çıkarlarını ilk sıraya koyacağını gösterdiğini ifade ederek, “Bazı ülkeler ‘önce ben’ diyor. Bu, belki de özellikle böyle kriz zamanlarında doğal bir içgüdü. Ancak, bu durum, gerçekten ulusal çıkarlarınızı ne kadar dar ya da geniş tanımladığınıza ve onu savunmaya nasıl hazırlandığınıza bağlıdır.” dedi.

Ülkelerin ulusal çıkarlarını çok dar şekilde tanımlaması durumunda, etrafında savunmasız kalmaya eğilimli duvarlar inşa edeceğini söyleyen Kalın, “Çünkü her şeyin iç içe geçtiği bu küreselleşme çağında, her şey başka bir şeyin parçası haline geldi.” şeklinde konuştu.

İbrahim Kalın, ulusların, Kovid-19 salgını gibi felaketlere karşı karşılıklı güçlendirme politikaları olması gerekliliğinin altını çizerek, şunları kaydetti:

“Bu zorluklara daha yaratıcı ve ilgili yollarla cevap verebiliriz. Sanırım, Kovid-19 salgını, bunun gibi felaketlerle başa çıkmanın tek yolunun, kendi ulusal kapasitenizi oluşturmak gerektiğini fakat aynı zamanda kötü durumdaki insanların da ihtiyaçlarıyla ilgilenilmesi gerektiğini gösterdi. Aksi halde, salgın hastalık bir yerden başka bir yere yayılmaya devam eder.”

“Hiç kimse Suriye’ye bir bütün olarak bakmıyor”

Kalın, konuşmasında Suriye meselesine de değinerek, bu ülkedeki iç savaşı sona erdirmek için Astana sürecinde Rusya ve İran ile birlikte çalıştıklarını hatırlattı.

Astana sürecinin, bugüne kadar Suriye’deki şiddetin azaltılmasında önemli rol oynadığını belirten Kalın, Türkiye ile Rusya’nın İdlib’e ilişkin en son 5 Mart’ta bir mutabakata vardığını anımsattı.

Kalın, varılan mutabakatın salgından önce yapılmasından duyduğu memnuniyeti dile getirerek, aksi taktirde, ülke içerisinde çok sayıda insanın, hareket halinde olmasının ciddi sonuçlar doğurma ihtimaline işaret etti.

Türkiye’nin, Suriye meselesine ilişkin, Rusya ve İran’la görüş ayrılığı yaşadığı meseleler de olduğuna işaret eden Kalın, “Esed rejiminin geleceği konusunda Rusya ve İran’la görüş farklılıklarımız var. Onun bir lider olduğunu düşünmüyoruz.” değerlendirmesinde bulundu.

Sahadaki gerçeklerin de farkında olduklarının altını çizen Kalın, Anayasa Komitesinin çalışmaları ile adil ve özgür bir seçim ortamının sağlanmasının önemine dikkati çekti.

İbrahim Kalın, şunları kaydetti:

“Suriye’deki sorun, ana paydaşların sadece kendi bencil çıkarlarıyla ilgilenmesidir. Hiç kimse Suriye’ye bir bütün olarak bakmıyor ve Suriye halkıyla ilgilenmiyor. Daha ziyade, bazı ülkeler orada asker üsleri sürdürmekle ilgileniyor. Bazıları petrol sahalarını kontrol etmekle ilgileniyor, bazıları ise daha politik yollarla ilgileniyor. Bu küçük ajandalar, Suriye’deki çatışmaya kalıcı ve sürdürülebilir çözüm bulma konusuna giderek daha fazla engel oluyor.”

Etiketler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı